27 Mart 2012 Salı

Heloise ve Abelard




"...Tanrı beni bir şair, bir filozof olarak değil,
bir sevgili, senin sevgilin olarak hatırlayacak."

Abelard



(bknz:http://www.ozelsite.net/enbuyukasklar/image8.asp)

23 Mart 2012 Cuma

...ve bahar gelir!


(resim yaz'a dair farkındayım..çünküüü beklenen yaz'dır aslında)

 

...ve beklenen bahar gelir...
sonrasında hayaller dizilir yaza dair, peşi sıra....

Eveeet..
Benim “deniz-kum-güneş”  üçlemesine dair seslenişlerimin başladığı aylara girmiş bulunmaktayız. İçimdeki ruh kendini sıcak kumlardan serin sulara atmak üzere pılını pırtısını toplamaya başlamış durumda. Bedenen eşlik edemesem de bu isyana, aklımla ve kalbimle her an onunla olduğumu hissettirmekten kendimi alamıyorum.
İçimdeki coşkunun güneş enerjisiyle beslendiği gerçeğinden yola çıkarak, tüm pozitif akımların ortasında hissediyorum kendimi, bu günlerde.
Hiç mi değişmez bir insan anlamıyorum ki; Çocukluğumu  ve hatta sonrasındaki uzun bir dönemi güneşin yakıcı ve kavurucu ,hatta ve hatta acıtıcı etkileriyle geçirmeme rağmen,  ışığına ve damarlarımda gezinen sıcaklığına  vurgun olan ruhumu, hiç vazgeçiremedim güneşten. Aksine bedenimi çektiği acılar karşısında terbiye ederek, bu yakıcı güzelliğe karşı eğitimimi tamamlamak üzereyim. Bu sevginin bana kattığı değerle,  yurdum insanının bahar yorgunluğu diye tabir ettiği o bitkin, o mel’un , o kılımızı kıpırdatırken bile off!!ladığımız  durumlardan en hafifletici bahanelerle kaçıp kurtulabiliyorum. O kadar yani…Bu sevgi konusunda her canlıyla kapışabilirim istediği zaman ve şartlarda.
Aynı zamanda, takvimimi  masamın üzerine koyup , kaçışlarımın tarihlerini belirlemek için inanılmaz bir istekle bütün tarihleri gözden geçiriyorum. Haziran..Temmuz..Ağustos a gülümserken Mayıs ayının göz kırpan şirinliğini de gözden kaçırmıyorum. Bir hafta sonu kaçışını organize edecek  isimleri aklımdan geçiriyorum. Teklifler de yok değil tabi…
Sadece “İzin” gerekiyor, az birazJ
Yaşamak için “izin” gibi bir kelimenin karşıma çıkmasındaki ironiyi çözmeye uğraşmıyorum bile.
Hayatın diğer “renksiz” engellerini  düşünmek istemediğim gibi, aksine güzel seslenişlere kulak kabartıyorum...

Mesela; "Melkuzusuuuu öğlen Adem Baba ya gidelim mi sahil havası alırız hem" diyen sarışını ve o kafayı seviyorum..
(Göz kırpan bir ikon düşünelim lütfen.)
Öperim.

19 Mart 2012 Pazartesi

Günün Notu: "Gerçek "



“Sen söyle, ne düşünmeliyim?”
“Ne diyebilirim ki!haklısın…”
“… gerçekleri görmek istiyorum artık…İşte bu yüzden, duygularımı uzak tutuyorum kendimden. “
Yakın olduğunda, gördüğüm sadece karşımdaki oluyor. Ona olan anlamsız bağlılığım…
Ama, ben artık bunu istemiyorum... Baktığımda, sadece karşımdaki kişiyi/kişileri görmek istemiyorum. Beni kandıran o duygusallığı, sevmiyorum… gerçek olsun gördüğüm…sadece gerçek…yalandan, hayalden uzak…kararlarım, sadece gerçek üzerinden olsun…Görebildiğim, dokunabildiğim kadar  gerçek olsun her şey… aklımda, anlamsızca çoğaltmadan…duygularımla, gereksizce  süslemeden…yokken, varmış gibi yaşamadan…belki, daha acımasızca…belki, daha umarsızca…ama tüm gerçekliğiyle görmek istiyorum; seni…onu…herkesi…
“Bu mu doğru olan peki? Gerçek görülebilecek kadar ortada mı?
Evet…
Ne kadar cesursan, o kadar net…Yalandan daha net en azından…Hayalden daha yakın…
Gerçek, beklediğin bir otobüsün uzaktan görünmesi ve durağa geldiğinde binip, istediğin yere gidebilmek  kadar net bir durum. Sen eğer bu netlikten uzaklaşıp,  bindiğin otobüsün aklındaki güzergahtan geçmesini beklersen, aldığın yol anlamsız bir umuttan geçer…ineceğin  duraklar kapısının hemen kenarında yazdığı halde, sen hala kendi varmak istediğin yere doğru gideceğini düşünüyorsan, gerçekten de o kadar uzaklaşıyorsun…ya geçerse diyorsun her seferinde, ahmak gibi…
Ne büyük hata!




6 Mart 2012 Salı

Nayino (Karmate) ve Mektup (Apolas Lermi)




İskelede durup baktığımda içim ürperirdi , denizin renginden.
 Gökyüzünü kaplayan gri bulutların yansımasıydı bu renk , denizin suçu yoktu elbet ama yine de derinliği içimi ürpertir ama bir o kadar da hayranlıkla izlerdim Karadeniz i.
Dalgalarının hırçın sesleri, ele avuca sığmayan hareketleri ile başım döner, yine de uzaklaşamaz, iskelede kendime güvenli bir yer bulur ve izlerdim dakikalarca.
Karadeniz böyleydi çocukluğumda, benim için.


Bakamadığım bir derinlikti.
Neyse…
Karadeniz  var aklımda bugün. Belki okul aralarında yaptığımız seyahatlerle yeşile ve maviye doyan çocukluğum, aklımda olan..belki o dönemlerin masumluğu aradığım…
İçimde uzayan  yollara  doğru  adım attığım zamanlarda, karşıma çıkan bu iskeledeyim bugün yine. Denizin tüm ürkütücü hırçınlığına rağmen ,  doğru yerde olduğumu bilerek huzurlu bir iç çekişle gülümsüyorum kendime.
Karadeniz insanının hayata bakış açısında saman alevi tadındaki öfkesi ve sonu gelmeyen nükteli sözleri vardır ya hani…ve bakıldığında genel resme, duygusallık biraz daha arkalardadır ya…Türkülere bakmalı bir de…Yöresel çalgıların çıkardığı (özellikle tulum) ezginin eşliğinde gülümseyerek söylense de , sözlerin hüznünü anlamalı derinden..ve yine aynı sözlerin  taşıdığı samimiyetin içindeki özlemi ve hatta aşkı…
Çok başka bir dili var Karadeniz türkülerinin…Neşe içinde hüznü yaşarsınız ve hüznün içindeki gizli aşkı bulursunuz..görebiliyorsanız eğer…